|
Anason:
Haziran-ağustos aylarında,
beyaz renkli çiçekler açan, 50-60 cm yüksekliğinde, bir senelik
bitkidir. Gövdesi dik, silindir biçiminde, içi boş, çok dallı,
tüylü ve üstü çizgilidir. Alt yaprakları uzun saplı, oval
veya kalb biçimindedir. Çiçekler bileşik şemsiyelerde toplanmışlardır.
Meyveleri armut şeklinde küçük, üzeri tüylü, yeşilimsi sarı
renklidir. Başta Ege bölgesi olmak üzere bütün Anadolu’da
bahçelerde yetiştirilir. Kültür anasonunun vatanının Anadolu
olduğu tahmin edilmektedir. Meyvalarında nişasta, müsilaj,
sabit ve uçucu yağ bulunmaktadır. Uçucu yağ miktarları bitkinin
cinsine ve yetiştiği yerin şartlarına bağlıdır. Uçucu yağın
% 80-90’ı anetoldür. Anetol, zehir etkili fakat bu etkisi
çok olmayan bir maddedir. Meyvelerinden su buharı distilasyonu
ile elde edilen anason yağı, hemen hemen renksiz ve karakteristik
kokuludur. Anason tıpta midevi, bağırsak gazlarının teşekkülünü
önleyici, hazmı kolaylaştırıcı ve göğüs yumuşatıcı olarak
kullanılır. Ayrıca nefes darlığı, öksürük ve kalb çarpıntısı
rahatsızlıklarında da etkilidir. Anason yüksek dozda alındığında
baş ağrısı, uyuşukluk, görme zorluğu yapar. Daimi kullananlarda
anisizm hastalığına sebeb olur. Bilhassa çocuklara uyku vermede,
midede teşekkül eden gazları gidermede çok faydalıdır. Bebekler
için bir çay kaşığı tohum bir bardak suya olmak üzere çay
olarak hazırlanır. Yemeklerden önce veya süte katılarak bir
kaç çay kaşığı verilir. Büyükler % 1-2’lik çayını günde 2-3
bardak alabilir. Kullanılan kısmı, meyvaları ve yapraklarıdır.
Meyveleri tamamen olgunlaştıktan sonra toplanır ve gölgede
kurutulur Çörekotu:
Haziran-temmuz ayları arasında yeşille karışık
açık mâvi renkli çiçekler açan, 20-40 cm boyunda bir senelik,
otsu bir bitkidir. Yol kenarları ve bilhassa ekin tarlaları
içinde bulunur. Gövde dik ve kısa tüylüdür. Yaprakların alttakileri
saplı, üsttekileri sapsızdır. Çiçekler uzun saplı ve tek tektir.
Taç yaprakları iki loplu ve bal özü bezleri taşıyan 8 tâne
küçük parça hâlindedir. Meyveleri çok tohumlu olup, tohumlar
siyah renkli ve oval şekillidir. Güney Avrupa, Balkan memleketleri,
Kuzey Afrika, Türkiye ve Hindistan’da yetiştirilmektedir.
Bitkinin kullanılan kısımları tohumlarıdır. Tohumları tamâmen
olgunlaştıktan sonra toplanır ve güneşte kurutulur. Çörekotu
tohumlarında uçucu ve sabit yağ, tanen, şekerler, glikozit
bünyeli bir saponin ve alkaloitler bulunmuştur. Tohumları
gaz söktürücü, uyarıcı ve idrar söktürücü olarak kullanılmaktadır.
Güzel kokusu sebebiyle müshil ilâçlarının içine ilâve edilen
iyi bir lezzet ve koku değiştiricidir. Çörekotunun Anadolu’da
bulunan ve aynı şekilde kullanılan diğer türleri şunlardır:
Şam çörekotu (Nigella
damascena): Yaprakları parçalıdır. Çiçekleri tek ve üst
yapraklar tarafından örtülmüş durumdadır. Parlak mâvi çiçeklidir.
Kır çörek otu (Nigella
arvensis): 10-30 cm yüksekliğinde mâvi çiçeklidir. Yaprakları
sivri parçalıdır. Tohumları kurt düşürücü olarak da kullanılır.
Defne:
6-18 m yüksekliğinde, yuvarlak tepeli ve sık
dallı bir ağaç veya ağaçtır. Almaşık sapın iki yanında karşılıklı
değil de aralıklı olarak bir sağda, bir solda bitmiş yapraklar
şeklinde dizilmiş, 7.5-10 cm uzunluğundaki yapraklar oval
biçimli, donuk renkli derimsi ve sert kenarları da genellikle
dalgalıdır. Bitkinin sarımsı veya yeşilimsi beyaz renkte küçük
çiçekleri, olgunlaştığında rengi koyu mora dönen tek tohumlu,
etli meyveleri vardır. Bitkinin kullanılan kısmı yaprak ve
meyveleridir. Yaprakları uçucu yağ yönünden zengindir. Baharat
olarak kullanılır. Defne meyvelerinde de uçucu yağ ve diğer
yağlar, acı maddeler bulunur. Meyveleri midevî ve sinir ağrılarına
karşı kullanılır. Meyve yapraklarından elde edilen yağ cildi
tahriş edici merhemlerin içine konur. Aynı maksat için veteriner
hekimlikte de, bundan başka sabun ve şampuanlara koku vermek
için de kullanılır.
Hardal:
0,2-1,5 m boylarında beyaz veya sarı çiçekli,
yıllık otsu bitkilerdir. 10 kadar türü vardır. Türlerinin
çoğu Akdeniz çevresi memleketlerinde yetişir. Hardalın beyaz
hardal otu, siyah hardal otu, yabanî hardal olmak üzere değişik
türleri vardır.
Siyah hardal otu (Sinapis
nigra): 1-1,5 m boyunda, bir yıllık sarı çiçekli otsu
bir bitkidir. Yaprakları saplıdır. Meyveleri 1-3 cm uzunlukta
2-3 mm genişlikte, sap üzerine yatık, tüysüz, hemen hemen
dört köşeli, kısa sivri uçludur. Yassı ve köşeli olan meyvelerinde
tohumların bulunduğu yerler şişkindir. Tohumlar kırmızımsı
siyah renktedir. Bitkinin Orta Avrupa, Anadolu ve İran’da
kültürü yapılır.
Kullanılan kısımları tohumları
ve tohumlarından elde edilen yağıdır. Bitkinin yaprakları
dökülmeye başladığında meyve salkımları toplanır. Bunlar 15
gün kadar gölgede kurutulduktan sonra tohumları alınır. Hardal
tohumlarında müsilaj, yağ, sinapin, sinigrin isimli glikozit
ve mirozinaz fermenti vardır. Çok eskiden beri tıpta kullanılmaktadır.
Dâhilen hardal tohumu unu az dozlarda midevî, yatıştırıcı
ve tarçınla karıştırılırsa iyi bir iştah açıcıdır. Hâricen
yakı, lapa veya banyo hâlinde romatizma ve bronşitte mevzii
tahriş yapmak için kullanılır. Hardal yağı cildi tahriş eder,
onun için sürüldüğü yer kızarır. Hafif antiseptiktir. Dumanı
öksürük ve gözyaşı getirir. En fazla baharat olarak kullanılır.
Deriyi tahriş edip, kızarttığından iç organlardaki kanı dışarıya
toplar. Zehirlenmelerde kusturucu etkisinden faydalanılır.
Hardal yakıları bir saatten fazla tutulmamalıdır. Aksi halde
yılancığa benzer büyük şişler meydana gelir. Yakılar ılık
suda ısıtılır. Sıcak su fermentleri tahrip eder. Hardal yakısı,
hardal tozunun kâğıt üzerine yapıştırılması suretiyle elde
olunur. Kullanılacağı zaman ılık suda ıslatılarak hardallı
tarafı deriye gelecek şekilde kullanılır.
Beyaz hardal otu (Sinapis
alba): Beyaz çiçekli hardal otudur. Vatanı Akdeniz çevresi
memleketleridir. Orta Avrupa ve Kuzey Amerika’da da kültürü
yapılır. Önemli bir yağ bitkisidir.
Beyaz hardal otunun sarı-kırmızı
veya beyaz renkteki olgun tohumlarından hardal yağı elde edilir.
Kullanılışı siyah hardal otu ile aynıdır.
Yabani hardal (Sinapis
arvensis): 20-60 cm yüksekliğinde, memleketimizde tarla
ve nadaslarda, yol kenarlarında yetişen bir tarla otudur.
Hindistancevizi:
Srilanka, Malezya ve Afrika ülkelerinde yetiştirilir.
Baharat olarak kullanılan, bilinen Hindistancevizi meyvesinden
farklıdır. Küçük hindistancevizi olarak anılır fakat tamâmen
farklı olan bir bitkidir. Tropik bölgelerde (Moluk Adaları)
yetişir. Yaz ve kış yeşil olur. 10 m yüksekliğindedir. Avrupalılar
buna muskatcevizi de derler. Çünkü Avrupa’ya eskiden Arabistan
limanlarından Muskat’tan gönderilirdi. Tohumları tıpta kullanılır.
Meyveleri kapsül biçimdedir. Her kapsül irice bir tohum ihtivâ
eder. Tohumun içinde “arillus” denilen ağsı bir örtü vardır.
Tohumları ve etli olan aril denilen kısmı kullanılır. Tohumları
miristisin, uçucu yağ, nişasta ihtivâ eder. Aromatik kokusundan
dolayı bâzı ilaçların bileşimine girer. Sindirim kolaylaştırıcı
ve gaz söktürücü etkisi vardır. Bu sebeple bilhassa küçük
çocuklara verilir. Etli kısmı da aromatik kokuludur. Yüksek
dozları zehirlidir. Türkiye'de yılda 1500 ton civarında tüketilir.
Tatlı ve pastacılarda yoğun olarak kullanılır.
Karabiber:
Hindistan, Brezilya, Singapur, Malezya, endonozya
ve Vietnamda yetiştiriliyor. Adana ciarında deneme üretimleri
yapıldı, fakat başarılı sonuç alınamadı. Ülkemizin iklimi
Karabiber yetiştirilmesini müsait değil. Karabiberin, Salvak,
Malabar ve Beyaz Karabiber olmak üzere üç çeşidi var. Bunlardan
Salavak, biraz çekildiği zaman esmer, Malabar açık giri ve
Beyaz Karabiber ise süt beyazı renginde oluyor. Karabiber,
başta kebap ve köfteler olmak üzere, birçok yemekte kullanılıyor.
Karabiberin ülkemizdeki yıllık tüketimi 3 bin ton civarında.
Karanfil:
10-20 m yüksekliğinde, yaprak dökmeyen ağaçlardan
elde edilir. Vatanı, tropik Asya (Moluk Adaları, Zengîbar)
dır. Karanfil bildiğimiz süs karanfil çiçeğinden farklıdır.
Yaz kış yeşil kalan yaprakları, meşin gibi serttir. Çiçekleri
pembedir ve kiraz çiçekleri gibi demet hâlinde bulunurlar.
Bu çiçeklerin kurutulmuş tomurcukları “karanfil” adını alır.
Kurutulmuş tomurcuklar, 10 mm boyunda, çiviye benzer şekilde,
ovaryumu hafif dört köşeli, dört taç ve çanak yaprağından
meydana gelmiş olup, kırmızı-kahverenklidir. Çiçek sapları
da karanfil adıyla satılmakta ise de ikinci kalite ürün sayılmaktadır.
Karanfile koku ve lezzetini veren “eugenol” adındaki bir uçucu
yağdır. Kurutulmuş tomurcuklar ezilip subuharı distilasyonuna
tâbi tutulursa % 14-20 kadar karanfil esansı denilen uçucu
yağ elde edilir. Bu uçucu yağda % 80-90 kadar eugenol ve %3
kadar da asetil eugenol bulunur. Eugenol, hoş kokulu, kuvvetli
antiseptik ve analjezik bir maddedir. Karanfil çok eski çağlardan
beri baharat olarak kullanılmaktadır. Eskiden saraylarda konuşacak
kimseler, nefesleri güzel koksun diye karanfil kullanırlardı.
Tıpta, diş hekimliğinde, diş tedâvisinde ağrı kesici ve antiseptik
olarak kullanılır. Gaz söktürücü bir etkisi de vardır. Diş
macunlarının terkibine girer. Pasta ve şekercilikte, parfümeride
ve sabun sanâyiinde kullanılır. Ayrıca eugenol vanilin eldesinde
kullanılan başlıca maddelerden biridir. Bugün karanfilin en
çok yetiştirildiği ve ihraç edildiği ülkelerin başında Zengibar
ve Madagaskar gelir.
Kekik:
Mayıs-eylül ayları arasında çiçek açan çok yıllık,
çok dallı, odunsu ve küçük çalımsı bir bitkidir. Yol kenarlarında
kurak bölgelerde, bilhassa dağlık yerlerde çok rastlanır.
Tabanda odunlaşmış bir gövdesi, ince dört köşeli ve kırmızımsı
renkli dalları vardır. Yaprakları 1 cm kadar uzunlukta, oval,
sapsız veya kısa saplıdır. Yapraklarda, uçucu yağ depo eden
salgı tüyleri bulunur. Çiçekler küçük, iki veya çok çiçekli
pembemsi, mor-beyaz veya kırmızı renklerde, dalların uçlarında
küresel durumlar teşkil ederler. Çanak ve taç yaprakları tüpsü
ve lopludur. Anadolu’da oldukça yayılmış olup, birçok varyeteleri
de vardır. Memleketimizde 37 kekik türü bulunmaktadır. Halk
arasında kekiğe benzeyen mercan köşk veya merzengüş (origanum)
türleri; İstanbul kekiği, İzmir kekiği gibi adlarla kekik
yerine kullanılmaktadır. Kekiğin sarımsı renkte bir uçucu
yağı vardır. Bu yağda önemli olan ve kokusunu veren thymol
bulunur. Kekik, çay hâlinde mide ağrılarına karşı, dolaşım
uyarıcısı, baharat olarak ve idrar söktürücü olarak kullanılır.
Thymol az dozlarda midevî, balgam söktürücü, sinir kuvvetlendirici
ve boğaz ağrılarına karşı kullanılır. Yüksek dozlarda ise
antiseptik ve kurt düşürücü olarak verilir.
Kimyon:
Konya ve Polatlı'da yetiştirilir. Konya'da yetiştirilen,
sarımtırak bir renge sahiptir. Çekildiği zaman Polatlı cinsi
hafif esmer olur. Sucuk ve köfte yapımında kullanılır. Aromatik
yapısı sebebiyle, kıyma ile yapılan yemeklerde tercih edilen
bir baharattır.
Kırmızı
Pul Biber: Güneydoğu illerinde, en çok Gaziantep
ve ıslahiye'de üretiliyor. Biberin yüzde 60'ı Islahiye'de
üretilir. Fakat buna Maraş biberi denir. Kırmızı Biber, kurutulup,
taş değirmende kalın bir şekilde öğütülür. Yıllık 10 bin ton
tüketiliyor.
Köfte
Baharı: Bu baharat, değişik baharatların belirli
ölçülerde karıştırılıp eöğütülmesinden elde edilen bir karışım.
Ana maddesi kişniş. Karabiber, Tatlı Kırmızı Biber, az miktarda
Karanfil, Defne yaprağı ve Kekik'ten oluşuyor.
Susam:
Bir metre boyunda, yağ veren bir yıllık otsu
bir bitkidir. Başlıca Hindistan, Çin ve Sudan’da yetişir.
Bitkinin alt yaprakları karşılıklı ve loblu, üst yapraklar
tam ve mızrak şeklindedir. Çiçekler beyaz veya pembe olup,
yaprakların koltuğunda salkım durumunda toplanmışlardır. Meyveleri
2-3 cm boyunda, uzun, prizmatik ve çok tohumlu bir kapsüldür.
Susam, sıcağı çok sever. Isı miktarı fazla olan yerlerde tohum
verimi ve yağ oranı artar. Orta derecede ağır ve humuslu topraklarda
iyi yetişir. Tohumlarından % 50 civârında yağ elde edilir.
Yağı hemen hemen kokusuz ve soluk renklidir. Yemek yağı olarak
kullanılır. Tedâvide müshil etkilidir. Kabukları soyulmuş
susam tohumlarının ezilmesiyle tahin elde edilir. Bu da tahin
helvası yapımında kullanılır. Ayrıca susam tohumları simit
ve pastaların üzerine konur.
Sumak:
Güneydoğu Anadolu'da yetişen, çalı gurubundan,
bodur bir ağacın yapraklarının kurutulup toz haline getirilmesiyle
elde edilir. Yaprakları tanen, şekerler ve sarı renkli boya
maddeleri taşırlar. Kabız edici, kan kesici, antiseptik etkili
olup, ayrıca yünlü kumaşların boyanmasında kullanılır. Boğaz
ve diş etleri hastalıklarında da gargara hâlinde kullanılır.
Sumağın, sarı çiçeklerinin taç yaprakları ve meyvelerinde
oldukça keskin ekşi bir lezzet vardır. Güneydoğu'ya has "ezme"
ve çeşitli yörelerde yapılan mantı ile birlikte yenilir.
Tarçın: Vatanı Güney ve Güneydoğu Asya
olan, yaprak dökmeyen aromatik kokulu ağaçtan elde edilir.
Önemli olan iki tür tarçın en çok kullanılmaktadır.
Çin tarçını (Cinnamamum
cassia): Güneydoğu Çin’de yetiştirilen bir türdür. 10-12 m
yüksekliğinde kışın yapraklarını dökmeyen bir ağaçtır. Esas
ağacın kurutulmuş kabukları kullanılır. Kabukların dış kısmında
mantar tabakası bulunur ve grimsi renklidir. Kokusu kuvvetli
ve özel, tadı tatlımsı ve yakıcıdır. Tanen ve uçucu yağ taşır.
Baharat olarak kullanılır. Meyveleri de baharatlı lezzetli
ve tarçın kokuludur Tarçın yerine kullanılır.
Seylan tarçını(
Cinnamomum seylanicum): Kışın yapraklarını dökmeyen küçük
bir ağaçtır. Hindistan ve Doğu Hint Adalarında yetişir. Kabukları
kahverenkli, boru şeklinde iç içe geçmiş ve mantar tabakası
yoktur. Özel kokulu ve tatlımsı baharlı, lezzetlidir. Tanen
ve uçucu yağ taşır. Kabız, gaz söktürücü ve antiseptik etkisi
vardır. Baharat ve koku verici olarak kullanılır.
Tarçın esansı: Seylan
tarçınının kabuklarından elde edilen bir uçucu yağdır. Kuvvetli
tarçın kokuludur. Gıdâ ve parfümeri sanâyinde koku verici
olarak kullanılır.
Tatlı Toz Biber: Hiç acısı olmayanı, Geyve'de,
Osmangazi civarında üretiliyor. Tatlı Kırmızı Biberi'in kurutulup
öğütülmesiyle elde ediliyor. Ayrıca, acı olan cinsi ise Karacabiy,
Kemalpaşa ve İnegöl'de yetiştiriliyor.
Vanilya: Birçok tropikal ülkelerde yetiştirilen,
tırmanıcı gövdeli bitkilerdir. Vatanı Meksika, Madagaskar,
Java ve Antillerdir. Bitkinin yaprakları sapsız, yassı ve
etlidir. Meyveleri 15-20 cm uzunlukta, yassı, iki uca doğru
incelmiş, parlak siyahımsı renkli bir kapsüldür. Kokusu özel
ve tadı acıdır. Yeşilken toplanıp, sonra suda haşlandıktan
sonra kurutulan meyveleri kullanılır. Özel kokulu vanilin
maddesi ancak fermentatif bir kurutma sonucunda meydana gelmektedir.
Vanilin meyveden glikosit ile bağlı durumdadır. Ancak böyle
bir kurutma esnâsındaki mayalanma ile serbest hâle geçmektedir.
Mîde ve sinir sistemini uyarıcı etkilere sâhiptir. Koku verici
olarak gıdâ sanâyiinde kullanılmaktadır.
Yenibahar: Batı'da "Jameika Biberi"
olarak da bilinir. Başta Jameika olnak üzere, Maksika
ve Malezya'da yetiştirilen Yenibahar, "Pimento Officinalis"
adlı bitkinin, olgunlaşmamış meyvelerinden elde edilir. Özellikle
köftelerde kullanılıyor. Yılda 500 ton tüketiliyor.
Zencefil: 100 cm boyunda kamış görünüşünde çok
yıllık otsu bir bitkidir. Yapraklar mızrak şeklinde sivri
uçlu ve tarçın kokuludur. Çiçekler sarı renkli ve çoğu bir
arada bulunurlar. Zencefilin vatanı Güney Asya olmakla berâber
Hindistan, Batı Afrika gibi birçok tropik bölgelerde ekimi
yapılır. Memleketimizde ancak seralarda yetiştirilir. Nemli
iklimi ve sulak yerleri sever. Bitkinin kökleri nişasta, reçine
ve uçucu yağlar taşır. Kökler yassı ve grimsi renklidir. Kuvvetli
kokulu ve biraz acımsı lezzetlidir. Baharat olarak kullanılır.
Zencefil yağının hazmı kolaylaştırıcı tesiri vardır. Ayrıca
yatıştırıcı ve gaz söktürücü etkiye sâhiptir.
|
|
Baharatlar, çiçek, yaprak
veya kabukları kurutularak, dört mevsim lezzet ve şifa dağıtıyor.
Bazen bir çiçeğin, bazen dev bir ağaç kabuğunun, bazen de
bir orkide soğanının adı olan baharatlar, insanoğlunun çok
eskilerden beri değişik amaçlarla kullandığı bitkilerdir.
Baharatın ilk kullanıldığı
yer olarak, Uzak Doğu kabul edilir. Avrupa'da ilk tanınan
baharatlar ise, Hint Karabiberidir. O yıllarda, birşeyin
pahalı olduğunu ifade etmek için, "Karabiber gibi pahalı"
denildiği de kayıtlarda yer almaktadır. Avrupalı'larca yağ
ve merhem yapımında kullanılan tarçın, Hindistan ve Seylan
gibi ülkelerden, kervanlarla İskenderiye'ye kadar getiriliyordu.
Öyle ki, bir zamanlar tarçının, Arabistan'da yetiştirildiği
zannediliyordu. İlk çağdan beri Çin ve Hindistan'da kullanılan
zencefilin, Hindistan'dan geldiğini bilmeyen Dioskorides
ve Plinius'a göre, bu baharat Yunanlılar'a Persliler tarafından
tanıtıldı. Zencefil, Romalı'ların besin maddelerinde büyük
rol oynamıştı.
Zencefilin Ortaçağ Avrupası'nda
kullanımı, karabiber kadar yaygındı ve onun gibi pahalıydı.
İlaç ve boya olarak kullanılan, Keşmir, İran ve Frigya'dan
gelen safran, Romalılar tarafından biliniyor ve kullanılıyordu.
Baharatın Bizans İmparatorluğu
yoluyla Avrupa'ya geçmesi, 9. yüzyıldan itibaren engellendi.
Ama çok miktarda tüketilen etin muhafazası için, baharata
duyulan ihtiyaç ve onun güzel tadı, zengin sınıflarına baharatı
unutturamadı.
Baharatın yıldızı Avrupa'da
yeniden parladı ve safran, Fransa ile İtalya'da ekilmeye
başladı. Doğu Akdeniz limanları (İskenderiye) Avrupalı tüccarlara
yeniden açılınca, Venedikli'ler Avrupa piyasasında hemen
hemen bir tekel kurdular.
Orta çağın sonunda, Avrupa'da
baharat tutkusu, aşırı derecede çoğalmıştı. Şatafatlı ziyafetlerde
baharatlı yemekler yapmak modaydı. Alabildiğine zenginleşmiş
olan baharat tüccarları, Floransa'da bu işi sanat haline
getirdiler ve 19. yüzyılın başında 288 çeşit baharat
sattılar. Venedik'in tekelinden kurtulmak için baharat sağlamaya
çalışmak, büyük coğrafi keşiflerin önemli sebeplerinden
biri oldu. 16. ve 17. yüzyıllarda, Portekiz, İspanya, İngiltere,
Fransa ve Hollanda gibi sömürgeci ülkeler, baharat ticaretinde
sıkı bir yarışa girdiler.
İ bni Sina'nın bahsettiği,
Hindistanceveze ve Meksike vanilyası, 16. yüzyılın başında
Avrupa'ya geldi. Atlantik limanlarına büyük miktarda gelen
baharatlara, sayısız iyileştirici nitelikler atfediliyordu.
1560 yılına kadar, baharatın fiyatı Lizbon'da sürekli bir
artış gösterdi. Bundan sonraki iki yüzyıl boyunca da, baharat
sürekli değeri artan bir ürün oldu. Baharat yetiştiren yerlerin
artması ve de yemek zevkinin değişmesi, 19. yüzyılın başlarında
baharatın ticari önemini biraz olsun azalttı.
Baharat Anadolu'ya Afrika
ülkelerinden yine kervanlarla getiriliyordu. Develerle güney
illerimize gelen baharatlar, daha sonra oradan diğer illere
ve İstanbul'a gönderiliyordu. Baharat çeşitlerinin Uzakdoğu'da
da yetiştirilmeye başlamasıyla, buradan denizyoluyla İskenderun'a
getirildi.
Hem getirilmesinin zor
olması, hem de ekonomik olmaması sebebiyle, zamanla birçok
baharat da yurdumuz topraklarında yetiştirilmeye başladı.
Fakat, Karabiber, Hindistancevizi gibi, iklim şartlarının
müsait olmaması sebebiyle yetiştirilemeyen 5-6 çeşit halihazırda
ülkemize başka yerlerden getiriliyor.
Baharatı günümüzde en
çok Hintli'ler kullanıyor. Bunun yanısıra, Avrupa ve Amerika'da
da baharat kullanımı çok yaygın. Bilhassa italyan ve Fransız
mutfaklarında baharatın büyük bir önemi var. Türkiye de,
en çok baharat kullanan ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle
Güneydoğu illerimizde, acı biber tüketimi bir hayli fazla.
|